Aldatılma… Kandırılma… Gerçek bilmeyen Oedipus….

Elbette kötü bir duygudur aldatılma, hayal kırıklığı yaratır. Etkileri uzun süre atlatılamaz, sonuçları feci olabilir. Peki ya toplu olarak aldatılma?
Aldatıldık, Kandırıldık…
Doğru söyleniyor olabilir mi? Gerçekten aldatıldılar mı? Bilmiyorlar mıydı, yoksa bilmiyormuş gibi mi yapıyorlardı?
Peki ya bilmemek masumiyet karinesi midir?
Bilmemek neye mal oldu ya da olacaktı?
Özgürlüğünü kaybedebilir mesela bir ülke bilmiyorduk durağında ya da yüzyıllarca sürecek geri dönüşü olmayan devrimlere gebe kalabilirdi.
Bilmemenin masumiyeti var mıdır? Bütün sorumlulukları arındırır mı bilmemek?
İnsanlık ilk defa mı yaşıyor peki bilmemenin neden olduğu felaketleri…
Hemen aklımıza gelenler, Komünistler Prag’da kandırılmıştı, Faşistler Napoli’de, Jacobenler Paris’te, Nasyonel Sosyalistler Berlin’de… Marksistler Diyarbakır’da, Fetöcüler anadolunun tamamında.
Bilmez idük hikayelerinin en farklısını anlatacağım şimdi sizlere Oeidipus’un hikayesi. Kundera’nın özenle üzerinde durduğu bir hikaye
Oedipus ailesi tarafından terk edilen bir çocuk. İnsanlığın temel hikayesinde olduğu gibi öldürülecekken kader tutar ellerinden, vicdanlı biri kıyamaz onun masum yüzüne. Bir sepete konulur nehre bırakılır. Nehir öylesine zamanında akar ki, rastlantı bu ya sepet Corinth de sarayın önünden geçerken, saray görevlileri de oradadır. Oedipus sepetten alınır. Kral Polybos ve Kraliçe Morepe’ye götürülür. Kral ve Kraliçe Oedipus’u tanrının hediyesi kabul ederler. Oğul olarak bilip çok severler. Ama oğlan büyüdüğünde evden ayrılma zamanı geldiğini anlar. Saraydan kaçar. Dağ, bayır, kır, dolaşır, bu sırada karşısına çıkan bir soyluyla kavga eder ve onu öldürür. Gel zaman git zaman yolu Thebes’e düşer. Burada bir canavarın halka zulmünü öğrenir, halk canavardan kendilerini kurtaran kişiyi kraliçeyle evlendirip ülkelerine kral yapacakları sözünü vermiştir yedi iklime. Zulme son veren Oedipus olur. Kraliçeyle evlenip tahta geçer.
Oedipus bilmiyordur. Öldürdüğü kişi babasıdır, yatağına girdiği kişi annesi.
Bir zaman sonra ülkesine veba gelir. Şifacılar şifa bulamayınca genç kral kahine gider. Ve burada gerçekle yüzleşir. Her şeyi öğrenir. Öldürdüğü kişi babasıdır, yatağına girdiği kişi annesi.
Halkın iniltisinin kendi günahları olduğu gerçeğini kaldıramaz. Kederlenir, halkı için yapacağı bir şey yoktur da vebanın yaşattıklarını görmeye dayanamaz, gözlerini oyar, kör eder, yurdunu terk edip hayatına bir dilenci olarak devam eder. Annesi Lokaste ise kendisini odasında asar…
Oedipus bilmiyordur, ama bilmemezliğinin sonuçlarına da katlanamaz. Gerçek bilmeyendir o.
Bugün bilmiyorduk limanından seslenenlerin dilleri nasıl masum olduklarını söyler, yaptıklarını görmeye nasıl dayanırlar, nasıl dehşete kapılmazlar, gözlerini oymasalar da nasıl çekip gitmezler… tabi yapacakları düzeltecekleri bir şey yoksa!
Gerçekten bilip bilmemeleri o kadar da önemli değil, bilenlerle birlikte takındıkları tavır önemli olan..
Gerçekten bilmeyenler ya da -mış gibi yapanlar, mutluluk adasındaki toplama kampındalar gibi davranıyorlar. Kendi kuralları var.
Ortaya yeni bir bilmeyen çıkmasına seviniyorlar, her yeni bilmeyenle kendilerini daha çok güvende hissediyorlar. Bilenler de seviniyor ortaya yeni bilmeyenler çıktıkça. Biz biliyorduk cümlesinin altını daha kalın harflerle çizmek adına.
Bu durumlara hala şaşırıyorum. ve normal kabul etmeyeceğim inatla ilk günkü şaşkınlığımı koruyacağım.
Dipnot: Lokaste’nin kocası bildiği oğlundan 4 çocuğu olmuştur.

