
Belki de Y kuşağı, dünya tarihinde sadece bir “parantez” olarak kalacak?
Y kuşağı, iktidarı talep etmeyerek iktidarın anlamsızlığını kanıtlayan ilk nesil.
Dünya genelinde romantik bir ortamda, savaşın gündelik hayatı yutmadığı, tehditlerin uzaktan hissedildiği bir çağda büyüdüler. Soğuk savaş bitmiş, ekonomik büyüme hızlanmıştı. Liberalizmin gölgesinde bireyin vazgeçilmezliği okundu kulaklarına.
Y kuşağının ebeveynleri X kuşağı, dünyayı “bloklar” ve “tehditler” üzerinden okudu. Biriktirmekten harcayamadı. Güvenlikçi politikalar onlar için her şeyden önemliydi.
Ama Y kuşağı çocukları, okudu, çizdi, yazdı, dünyayı dolaştı. Birbirlerinden korkmak yerine birbirlerini merak etti. Bu kuşakta sert münakaşaların yerini medeni münazaralar aldı, sanata ilgi arttı, düşünce naif şekillendi. Lüksün yerine estetik kaygılar, acımasızlığın yerine empati ve sağduyu geldi.
Ve bu insanlar da yavaş yavaş dünya yönetiminde söz sahibi olabilecek yaşa geldiler. Ama olamıyorlar. Olamazlar, çünkü tren kalkarken vagona binmeyi de reddiyorlar. Vagon kokuyor… “Yürüyebilirim” diyorlar. Seslerini duyurma ihtiyaçları da yok. Kulaklığı takıp tek başlarına birey olarak yürüyorlar.
Dünyada şiddet, hoşgörüsüzlük ve agresif saygısızlık baskın halde. Ekonomik uçurum had safhada, Y kuşağı, estetik ve entelekt derinliğiyle alt tabakada. Buna karşı dirençleri de keskin değil.
Vahşi kapitalizmden öte yaratıcı tutkuyla sahne de olmak istiyorlar, sahne toz dumansa içeri girmek istemiyorlar. O sahnede benim de hakkım var mücadelesine gerek bile duymuyorlar. Geri çekilmeleri korkaklıktan ziyade bir “etik tiksinme” hali. Pasif kalma tercihi… zaten istemek ve sahip olmak dürtüsüyle de büyümediler. Tarihin yanlış zamanında doğru yetiştiler.
X kuşağı kazancını biriktirdi.
Y kuşağı harcadı, gezdi, dolaştı.
Onlara “sevdiğin işi yaparsan bir gün bile çalışmış sayılmazsın” dendi. Sonunda diplomasıyla dünyayı kurtaracağını sanırken, ev kirasını ödeyebilme mücadelesine hapsoldu.
Evet, Y kuşağı savaşmıyor çünkü zaferin bedelinin, kendi ruhsal bütünlüklerinden daha pahalı olduğunu biliyor. Ekonomik kayıp, onları radikalleştirmiyor, geri çekilmeyi derinleştiriyor.
Halbuki medeniyetin kaynak kodunda git, savaş ve sahip ol vardı. Y kuşağı belki bir yazılım hatasıydı. Bu kuşak agresifliğe karşı incelikle söz sahibi olamayacak, Pas tutmuş kılıçlarını keskinleştirmedikleri sürece kaybolup gidecek…
Karanlık ışığa direnemez de Y kuşağının aydınlıktan gözleri kamaşmış, alacakaranlıkta dahi körleşip önünü göremiyor.
Peki Z kuşağı?
Y kuşağı, otoritenin ve baskının ne kadar yorucu olduğunu bizzat ebeveynlerinden tecrübe etti. Bu yüzden çocuklarına karşı “aşırı demokratik” ve “müdahalesiz” bir tavır takındı. ”Benim yaşadığım baskıyı yaşamasın,” dedi. “Kendi yolunu kendi bulsun,” istedi. Çocuklarına bir ideoloji de aşılamadı. Sonuç olarak, bu boşluğu anne-baba değil, algoritmalar doldurdu. Y kuşağı geri çekilince, çocuğu dijital dünya eğitti.
Z kuşağı şımarık değil.
Z kuşağı başıboş da değil.
Ama Z kuşağı yönsüz.
Z kuşağı, Y kuşağının ideallerinin değil kaçışlarının mirasçısı.
Z kuşağı şiddet içerikli oyunlar, hızlı tüketim ve ekranın getirdiği o yapay zekalı “duygusal mesafe” ile büyüdü.. Empati kurmak yerine “skor odaklı” bir dünya algıları var. Savaşlar gördüler, toplumsal isyanlara tanıklık ettiler, ekonomik darboğazdalar, sahip olmak için güçlü olmak zorunda olduklarını biliyorlar.
Dünyayı Z kuşağı yönetecek. Boşalan her alan, hazır olan değil, daha sert olan tarafından dolduruluyor.
Y kuşağının o yumuşatıcı, medeni münazaracı ve liberal etkisi aradan çekildikçe, eski kuşağın “güvenlik” takıntısı ile yeni kuşağın “hızlı ve sert” aksiyon alma isteği çarpışıyor. Bu çarpışmadan orta yol değil, radikal uçlar doğuyor. Uzlaşı dilinin adı artık kabalık. liyakat ve derinlik bir “yük” haline geldi.
Bilgisi olanın söz sahibi olmadığı, hırsı olanın ise bilgisiz olduğu bir dönemde belki de Y kuşağı, dünya tarihinde sadece bir “parantez” olarak kalacak.
